BEN KÜÇÜK BİR KIVILCIMIM

4/11/2009 · Kategori: Hikayelerim

BEN KÜÇÜK BİR KIVILCIMIM

 

Tüyler ürperten  bir ses tonuyla demişti ki ateş;” Ben küçük bir kıvılcımım.Gurbetteyim.Benden uzak durun.”İşte bu hikaye, Ateşin gurbet yolculuğudur.Sürünün efendisi demişti bir gece; “ Ey kafile sahipleri!İlerde bir ateş görüyorum.Umulur ki ondan bir kıvılcım getirirde çadırımızı aydınlatırız.”

 

Yaklaştı yaklaşan,parladı parlayan.Efendi ağır ağır yaklaşıyordu ateşe.Yaklaştıkça da ürküyordu karanlıktan.İnsan hiç ateşe yaklaştıkça karanlıkta kalabilir mi?Yada Şöyle mi sorsaydım acaba; Mum kendi dibini neden aydınlatamaz? Oysaki ateş tepesindeyken…

 

İlim bir meşaledir.Yakıtı arttıkça ateşi hararetlenir.Fakat dibini aydınlatamaz.İlim ile amel edilmezse sadece çevresindekilere satarda ( yayarda) kendisi hisselenmezse meşale durumuna düşer.Bir başka misal ile zenginleştirecek olursak hikayeyi.Ateşe gittikçe karanlıkta kalmak şuna benzer.Bütün cihetlerden  ilim yayılırken , bunların hiç birinden istifade etmezsen.Sana “ Ey ışıkta yönünü kaybeden aciz” derler…

 

Efendi ateşe yaklaştıkça titriyordu.Zira bu ateş başka ateşlere hiç mi hiç benzemiyordu.Renkleri  daha parlak , harareti daha şiddetli.Ne dünya ateşlerine benziyordu, ne de onlardan gayrisine.. Efendi titrek bir sesle selam verdi.” Ey bu ateşin sahibi, çık ortaya” Bir müddet sağına soluna bakındı.Etrafta çıt çıkmıyordu.Pes etmedi art arda  üç defa tekrarladı.

 

Bir ara homurdanırmışcasına bir ses geldi ateşten.” Ben gurbetteyim,Hilem çetin ve ağım da kuvvetli,Tuzağıma düşen yanmadan kurtulamaz” Efendi hiç duraksamadan soru verdi ;” Gurbetteyim ne demek?” Ateş göğü inletircesine cevap verdi; “ Gurbetteyim, hamları pişirmek için,Gurbetteyim,hamları avlamak için,Gurbetteyim,İlimleri harmanlayıp,pişirmek için…”

 

Sultan hayretle baktı,ilk defa anlamamıştı bir kelamdan mana.Bu yüzden tekrar sordu;” Hamlık nedir? Ateş, kapladığı hacmi arttırarak şöyle dedi.;” Hamlık şu ki, ne kadar ilim sahibi olursan ol, tüm bildiğin koca bir hiç olmadıkça hamsın.demektir.Bu hamlığı atlatıp devşirilebilir olman için gurbete çıkman gerek.O yüzden sultanlar sultanı hedef olarak çin’i gösterdi ve ekledi düş yola…”

 

Sultan;” Yola düşmekten kasıt nedir” diye sual edince ,ateş sukut etti.Sultan anladı ki, tabiatı yakıcı olan bir maddenin, kendi benliğinde ,potasında erimeyince sırlarına vakıf kılmayacaktır…

 

20.Ekim.2009

     M.K

AŞKIN CAZİBESİ

23/10/2009 · Kategori: Hikayelerim

AŞKIN CAZİBESİ

Sarıyı kırmızıya çalan ; sıcak, akıcı renkleriyle kendine hayran bırakıyordu ateş.Belkide hayranlıktan öte bir şeydi bu, intikamdı.Geçmişin intikamını alıyordu. Kurbanlarını en zo anlarında kendine bağlıyordu.Kör, sağır ve dilsiz bir halde raks ettiriyordu etrafında.Acıması yoktu. Kabadayı edasıyla geceleri parlıyordu.Adeta öfkesinden deliye dönüp aklını yitiren mecnunlar gibi...

Mecnunlar ile ateşin arasındaki tek fark, biri aklını yitirip akılsızca davranır.Öteki ise aklını kullanıp örümcek misali ağlarında hapseder avını. Bir istisnası var ateşin tarihinde.Yüzyıllar geçsede unutamadığı bir olay.Nasıl ağında duman edemediğini bilemediği tek bir istisna.

Günün birinde bir zalim.bir sevgiliyi ateşlerde yakmak istemiş.Dostun dostu olan bu sevgiliyi yakamamış ateş.Bütün cazibesine, fetanet, feraset ve belagatına rağmen yakamamış, kıyamamış...

Dostun dostu tarafından ödüllendirilip takdir edildiği halde, bu olayı hafızasından kazırcasına unutmuş ve yakmaya devam etmiş.Bir de şu sözü eklemiş ;" Ben küçük bir kıvılcımım, gurbetteyim.Benden uzak durun..."

Dinleyeni olmadığı için özellikle insanlar çok sevmiş ateşi.Belki kendileriyle özdeşleştirmek istemişler ama neden özdeşleştirdiklerini ve bu özdeşleştirmenin ne gibi sonucu olacağını hiç düşünmemişler.Bilinen tek gerçek ise " Benden uzak durun" tehdidine rağmen hiç uzak durulmayan aksine hep yakın olunan bir parça haline gelmiştir ateş.

Ateşe parça denilmiştir.Kimse " Bu neyin parçasıdır" diye sormamıştır.Bu kalbin bir parçasıdır.Yaratılan her canlının bedeni sıcak ise yaşıyor demektir.Yok eğer bir beden soğuk ise ya hastadır ya da ölü.Gerçi ölüm içinde tedavisi olmayan tek hastalık ibaresi kullanılmıyor mu?

Tedavisi olmayan tek hastalık ölüm ise neden bazı mecnunlar ölmeyi ister?Bunlara en güzel cevabı Yunus Emre vermiş ve demiştir ki;" Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez..." Ateşin etrafında raks eden kelebekte aşık idi.Yaptığı raksının sonunda ölüm korkusunu ve tehlikesini görmüyordu.O yüzden kalbi huzurla raks ediyordu.

Dostun dostunu ateşe attıklarında aşıkların ölmeyeceğini bildiğinden kalbi huzurla dalmıştı ateşe.Mavlananın dediği gibi diyenler yani ;" yananlar yanmaz ki" sözünü senet kabul edenler ateşe dalarken kalbi selimdirler.Onlara mecnun derler.Zira akıl ve mantığı silmiştirler.Sadece kalp ve aşk kalmıştır.

Cins cinse meyleder ibaresince, ateş ateşe dokunmaz ki, Bir ömür yananlar  ateşe daldıklarında tekrar yanmaz ki. Gerekte yoktur zaten.İmtihan bir kere olunur.Ateş geçmişin intikamını alıyordu.Kendisini aşk ateşi olarak görmeyenlerden,kendini kendilerinden bir parça olarak kabul etmeyenlerden intikamını alıyordu...

04.10.09
    M.K

KELEBEK VE ATEŞ

9/10/2009 · Kategori: Hikayelerim

                                         KELEBEK VE ATEŞ

 

Pervasızca dönüyor kelebek, Ateşin sıcaklığına ve yakıcılığına aldırmadan.İmkansız bir aşk’a tutulmuş.Zaman zaman ürpertiyor  çevresindekileri ; umursamazcasına dönüşü.Eğer kazara düşerse ateşe, geride külü bile kalmaz.Akıl, mantık kabul etmez kelebeğin yaptığını.Kalpte; akıl ve mantığı kabul etmez.İç aleminde ayrı bir savaş vardır.Dış aleminde bambaşka bir savaş.

 

Soğukla sıcağın savaşıdır dış alemin düellosu.Önce soğuk öne atılır ve der;”Cesaretin varsa ,bana karşı koyabileceğini aklın kesiyorsa geç karşıma.” Bu ani çıkışa öfkelenir sıcak.Adeta tepesinin tası atar ve soğuğa hitaben şöyle der;” Bu andan itibaren ,senin bana karşı koymana gücün yetmeyecek”

 

Sıcak ve soğuğun düellosunda her zaman kazanan taraf ateş olmuştur.Kaybeden tarafta her zaman eriyip yok olmuştur.Bu bi nevi tabiatın kanunudur.Her zaman güçlü olan güçsüzü ezip geçmiştir.

 

Ateş ,sarıyı kırmızıya çalan.Kendine hayran bırakan, göz alıcı renkleriyle avını bekleyen örümceğe benzer.Kelebek ise ateşin cazibesine kapılmış bir kurbandır.Büyük bir sevdayla raks eder çevresinde zanneder ki  seven sevdiğini yakmaz.

 

Kalp; Akla ve mantığa cephe almıştır.Her şeye yummuştur gözünü.Söylenenler  bir kulağından girer, diğer kulağından çıkıverir.Akıl  ise mantıkla iş birliği içindedir.Er yada geç vazgeçirmelidirler kelebeği.Aksi taktirde durum vahim olacak.Bir ömür heba olacak.Bir sevda uğruna yanacak bir beden.Kalp yanmaya razıdır bu uğurda.Kaybedecek neyi kalmıştır ki.kuru bir hayatı vardı.Kuru bir canı vardı.Ondan vazgeçmek çok kolay olacaktı.Yapacağı tek şey ateşe dalmaktı.

 

Akıl ve mantık, bu dalıştan sağ çıkamayacaklarını biliyorlar ve.devamlı tedbir alıyor,Sürekli bir çıkış arıyorlardı.Oysaki bütün bir parça ayrılmaz sadece parçalanırdı.

 

Kalp itiraz ediyordu.Can cananı için canından vazgeçmedikten sonra sevdasının ne önemi vardı.Onunla hem dem olmadıktan sonra ,pervane misali çevresinde  dolaşmasının ne manası kalırdı.Aşk bir dava ise delil ister,Delilsiz dava kaybetmeye mecburdur.

 

Oysa akıl ve mantık hiçte öyle düşünmüyordu.Temkinli davranmanın ne zararı olabilirdi.İlla ki yanmak mı gerekirdi.Bunca zamandır yanmayanlar davalarını kayıpmı etmişler,yitirmiş miydiler?

 

Kelebek sadece raks ediyordu.Bütün tehlikelerden bi haberdi.Ne ateşin asıl yüzünü görebiliyordu ne de içteki ve dıştaki fısıltıları dinleyebiliyordu.Adeta kör, sağır ve dilsizdi.Tek bildiği sevdasının etrafında, karanlıkta gider gibi uçmaktı.

 

Kalp,Aşkın bedelini vermeye hazırdı.Ne pahasına olursa olsun.Bu sefer dalmalıydı ateşe.Evvelce başına gelen musibetlerden uzak durmalıydı.Acele etmeden yanmalıydı artık…

29.09.09
    M.K

« Önceki ::