RAMAZAN'DAN SONRAKİ EN MÜHİM İŞİMİZ

27/9/2009 · Kategori: Prof_Dr_Mahmut Es__ad Cosan Hocaefendi

İSLAM DERGİSİ BAŞMAKALELERİ

Ramazan’dan Sonraki En Mühim İşimiz
Haziran 1986

Mahmud Esad COŞAN



Bizi müslüman yaratan ve yaşatan Rabbimize hamdolsun. İslâm mükemmel, eşsiz ve emsalsiz bir hayat nizamıdır. Bunu, ilimde yükseldikçe, ufku genişledikçe, başka beşerî sistemlerle ve batıl dinlerle mukayese ettikçe herkes daha iyi anlıyor, İslâm’a daha fazla hayranlık duyuyor. Artık iyice anlaşılıyor ki İslâm mutlak doğrudur, çağlar üstü güzeldir, zaman boyu yeni ve diridir; insanlığın karşılaştığı her derde, her müşkile, hayatın her dalında en iyi, en isabetli, en adil çözümü o vermiştir, o verecektir.

İslâm, münevver veya cahil, herkese aynı anda hitap eder, her seviyedeki ruhu aynı zamanda tatmin edecek harikulade bir yapıya sahiptir. Ondan herkes şuur ve kavrayış kabiliyeti nisbetinde hazzını alır. Dağdaki çoban, eline aldığı bir çiçeğe bakarken ılık gözyaşı döker, Yaradan’ının sanat ve kudretini müşahede eyler; gökteki sayısız yıldızlara bakar ürperir: “Ne büyüksün ya Rabbi!” diye marifetin en yüksek mertebelerine vasıl olur. Diğer yandan, ak saçlı, olgun bir alim veya şöhretin şahikasına çıkmış engin, hakim bir mütefekkir de kâinat nizamının akıllara durgunluk veren mükemmelliğini, kanunlarının şahâneliğini derinden derine sezip, makrokozmos ile mikrokozmosun yani yeryüzü gökyüzü âlemlerinden, hücreye ve atoma kadar her merhaledeki intizamın sâni’-i hakîm ve mûcid-i kerîmi Rabbü’l-âleminin önünde saygıyla secdeye kapanır, imanın eşsiz zevk ve lezzeti ile erir, mest olur, irfanın doruğuna erişir.

İslâm dini her yönüyle sağlam, her haliyle güzeldir; ölçülüdür, dengelidir, sistemlidir. O, insanlığı, hedef aldığı yüce gayelere ulaştırmak için ortaya koyduğu efkâr ve nazariyatı (teoriyi) sözde, hayalde bırakmamış; bilakis her gayeye vusulün maddî vasıta ve yollarını göstermiş, mâkul ve tatbikî kolay bir çareye (pratiğe) bağlamıştır. Mesela, müslümanların sevgi ve yardımlaşmasını, zamanı, miktarı, muhatabı belli olan “zekât”a; sadaka’ya; gafletten kurtuluş ve daimî uyanıklığı “zikr”e; günün belli zamanlarındaki otokontrol ve tazelenmeyi “namaz”a; müslümanlararası iş birliği ve irtibatı “cemaat”e ve “cuma”ya; beynelmilel ilişki ve dünya çapındaki birlik beraberliği “hacc”a; hakkın batıla galebesini, hayrın şerri defetmesini, Müslümanlığın korunmasını, mazlumların kurtarılmasını, masumların korunmasını “cihad”a; cemiyet düzeninin temin ve idamesini “emr-i mâruf ve nehy-i münker”e vs. havale buyurmuştur.

Hele, her kemalatın temeli olan rûhî ve vicdanî olgunluğun, nefis tezkiye ve terbiyesinin, ahlâk tasfiyesinin pratiği olan şu Ramazan ayına ve oruç ibadetine bir bakınız; değil sadece imanî, maddî materyalist bakışla bile Ramazan, müslümanın yıllık askerlik mevsimi, mânevî eğitim kampı, rûhî idman fırsatı, sıhhî tedavi zamanı, yaygın öğretim imkânı demektir. Çünkü ramazanda mide dinlenir, beden incelir, fazla yağlar erir, stoklar tüketilir, akıl berraklaşır, irade güçlenir, insan, şeytanı ve nefsi yenmeyi öğrenir, ahlâk düzelir, merhamet gelişir, yardımseverlik artar, şeytan yenilir, nefis üzülür, kalp nurlanır, ruh yükselir, niyetler halisleşir, yüzler aklanır, günahlar paklanır, mânevî engeller aşılır, perdeler açılır, merhaleler geçilir, sonsuz ilahî lezzetler sezilir, mânevî zevkler tadılır...

Değerli müslümanlar! İslâm’ın yüceliğini, muhteşem güzelliğini seziniz, başka nizamlarla arasındaki mukayese kabul etmez farkı görünüz, sizi müslüman kıldığı için Allah’a şükrediniz ve Ramazan’da kazandıklarınızı, Ramazan’dan sonra da idame ettirmenin, elden kaçırmamanın, her şeyi tekrar berbat etmemenin en büyük işiniz olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayınız.

Prof.Dr.M.Es'ad Coşan

Nice Mübarek Ramazanlara, Nice Mesut Bayramlara...

16/9/2009 · Kategori: Prof_Dr_Mahmut Es__ad Cosan Hocaefendi

Nice Mübarek Ramazanlara, Nice Mesut Bayramlara
Nisan 1992

Zevkli, şevkli, feyizli, nurlu mübarek bir ay geçirdik. On bir ayın sultanı, mâh-ı gufrân: Ramazan! Mutlu ve mübarek bir bayrama doğru gidiyoruz.

Ümmet olarak sevindik, nurlandık, coştuk; camilere, ibadetlere koştuk, çok hayırlar işlemeye çalıştık. İbadet ve taatlerimizi rahîm ve kerim Rabbimiz, eksik ve kusurlarına rağmen, lütuf ve keremiyle ahsen ve etemm olarak kabul buyursun! O’nun ulu şanına şayeste ve yüce dergâhına layık ibadet ve âmâl-i sâlihayı yapmaya kim takat getirip güç yetirebilir ki hem bizim âciz ve naçiz ibadetlerimiz, O’nun sonsuz ihsan ve engin rahmeti, hadsiz ikram ve sayısız nimetleri karşısında ne kıymet ifade eder ki!

Sübhaneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ ma’bûd!
Sübhaneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ mezkûr!
Sübhaneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ meşkûr!
Sübhaneke mâ arafnâke hakka ma’rifetike yâ ma’rûf!
Sübhaneke ve bi-hamdike adede hâlkıke ve rıdâ nefsike ve zinete arşıke ve midâde kelimâtike yâ ekreme’l-ekremîn!

Oruçlarımızda, namazlarımızda, kıraât-ı Kur’ân-ı Kerîmlerimizde, hatimlerimizde, zikir ve tesbihlerimizde, hayır hasenâtımızda muhakkak ki nice nice hatalar, yanlışlar, kusurlar, noksanlar, gafletler, zelleler, ihmaller, kabahatler, bîedeplikler... vâki olmuştur, affet ya Rabbi, günah ve noksanımıza bakma; bizi haybet ve hüsrana uğratma; reddedip, mahrum kılıp ağlatma; lütfuna erdirip yüzümüzü güldür, müjdeyle beşarete erdirip sevindir, bayramımızı katmerli bayram eyle, sevincimizi hakikî sevinç, kazancımızı ilahî kazanç eyle!

Sen eyle anı kim sana yaraşır,
Ben ettim anı kim bana yaraşır!
Bizden isyan, senden ihsan!
Bizden dua, senden icabet.

Biz diken ektik, sen gül derlet yâ kerem kânı,
Yâ men izâ du’iye ecâbe ve izâ sü’ile a’tâ!94

Ne mutlu, ibadetlerini ihlasla, hudû ve huşû ile takva ve vera ile îfâ edenlere! Namazlarını aceleye ve gürültüye getirmeyip, tâdil-i erkâna riayet eyleyenlere!

Ne mutlu oruçlarını güzel tutanlara; harama bakarak, gıybet ederek, dedikodu yaparak, can yakarak, kalp yıkarak, edepsizlik ve ahlâksızlıklara bulaşarak zedeletmeyen, heba ettirmeyenlere!

Ne mutlu Ramazan’ın son on günü camilerde itikâflara girip, halvetlerde diz çöküp, tenhalarda göz yumup, boyun büküp, zikir ve fikir ile gece ve gündüzlerini ihya edenlere!

Ne mutlu kasasını, kesesini açıp zekâtını veren, hayrını sadakasını edâ kılıp, fakirleri sevindiren, yoksulların yüzünü güldüren, dinî hizmetleri malî yönden destekleyen, malıyla canıyla cidd ü cehd, gayret ve cihad edenlere!

Ne mutlu nefsini “emmâre”likten kurtarıp, “mutmainne”liğe eriştirenlere; nefsini zabt ü rabta alıp vücut iklimine akl-ı selîm sultanını hâkim kılan, şeytanı yenip, onun melun ordusunu münhezim ve perişan eyleyen, ahlâk-ı habîse ve seyyie ve kabîhayı bırakıp; ahlâk-ı hamîde ve hasene ve kerime ve makbule ile muttasıf ve müzeyyen olanlara!

Ne mutlu âyât-ı kerîme ve ehâdîs-i şerîfeleri, vaaz ve nasihatleri, öğüt ve ikazları, işaret ve irşatları dinleyip, anlayan, anlayıp uygulayan, güzel uygulayıp büyük ecir ve sevaplar kazananlara!

Ne mutlu Ramazân-ı şerîfte kazandığı melekliği, Ramazan’dan sonra şeytanlığa döndürmeyen, hidayetten sonra dalalete sapmayan, uyandıktan sonra tekrar gaflete dalmayan, sevaplı işleri terk edip günahlara bulaşmayan, Allah’la ahdine sadakat gösterip vefasızlık etmeyen, basireti açıldıktan sonra tekrar körlüğe düşmeyen, sebatlı, vefalı, sabırlı, azimli, kararlı, istikrarlı mü’minlere!

Peygamberimiz Muhammed Mustafa (aleyhi ve alâ âlihî efdalü’s-salavâti ve ekmelü’t-teslîmât) Efendimiz hazretleri bildiriyor ki

“Kulun Ramazan’daki ibadetlerinin, Allah indinde makbul olmasının alâmeti; kulun hüsn-i hâlinin Ramazan’dan sonra da bozulmadan devam etmesidir.”

Eğer kul Ramazan’dan sonra gene iyi müslüman ise gene ibadet ve taatlerine aynı titizlikle, aynı zevk ve şevkle devam edebiliyorsa; demek ki ibadetleri kabul olmuş, demek ki mânevî maya tutmuş, fidan toprağa kök salmış, kurumamış, yaşıyor; demek ki yapraklanacak, çiçeklenecek, meyve verecek inşaallah!

Yüce Mevlamız sizi ibadetleri makbul olanlardan, dünya ve âhirette maksut ve muradına erenlerden eylesin!

Iyd-i Sa’îd-i fıtrınızı cân u gönülden tebrik eder, nice nice yıllara sevdiklerinizle birlikte sıhhat, afiyet, saadet, selamet ve devletle ulaşmanızı, nice nice kutlu Ramazanlara, mutlu bayramlara erişmenizi temennî ve niyaz eylerim.

Dipnotlar

94: Cemal Kurnaz, Münâcât Antolojisi, s. 25.


Not; Bu Yazı Mahmud Es'ad Coşan Hocaefendiye aittir.
http://ramazan.akradyo.net/basmakaleler_.php

KADİR GECESİ

30/8/2009 · Kategori: Prof_Dr_Mahmut Es__ad Cosan Hocaefendi

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

KADİR GECESİ

Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü!..

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! Size Avustralya'nın meşhur Sydney şehrindeki bir camiden hitap ediyorum. Geçen sene hatırlıyorum, ramazanda Mekke-i Mükerreme'de Beytullah'taydık, oradan, mescidin içinden size yayın yapmak nasîb olmuştu. Allah'a hamd ü senâlar olsun, bu sefer de Avustralya'da bir mescidin içinden size yayın gönderiyoruz, konuşma gönderiyoruz.

 

a. Ramazan'ın Son On Günü

 

Ramazanın son aşrini, yâni son on gününü yaşamaktayız. Bu zaman biliyorsunuz i'tikâf zamanı... Geçtiğimiz cuma günü hatırlatmıştım, "Aman i'tikâfa girmek için durumu müsait olanlar, i'tikâfa girsinler, bu sevabı kaçırmasınlar!" diye söylemiştim.

Şimdi de girmeyenlere hatırlatmak istiyorum. Durumu müsait olanlar bir kaç gün gecikmeyle bile olsa, bir kaç günlüğüne bile olsa i'tikâfa girebilirler. Hiç olmazsa i'tikâfın feyzini zevkini görmüş olurlar. Tavsiye ederim. Onların da i'tikâfa girecek durumları varsa katılsınlar. Nasıl olsa geçti diye işi bırakmasınlar.

Ramazanın son on gününü Peygamber SAS;

 

(Ve âhiruhû itkun minen-nâr) "Müslüman kulların, mü'min kulların, Ramazana hürmet eden, Ramazanda gayret eden kulların cehennemden azad olma zamanı." diye tarif ediyor. Yâni cehennemlik olacak suçları olduğu halde Ramazan bereketiyle affolup, cehenneme düşmekten kurtulup, Allah tarafından bağışlanıp, cehennemden azad olacakları zaman...

Onun için bu son on günde, gayreti daha da arttırmak lâzım! Bütün müslüman kardeşlerimizin, bütün dinleyicilerimin daha çok bir gayrete gelmesi lâzım!.. Biliyorsunuz yarışın da sonuna doğru, yarışçılar gayretlerini daha da arttırırlar. Birinci olmak için bütün kuvvetlerini, güçlerini ortaya dökerler, iyice hızlanırlar. Siz de öyle yapın; Ramazan bitmek üzere, azaldı diye gayretlerinizi arttırın!..

 

Bu ayda yapılan iyiliklerin, ibadetlerin hayırların mükâfatı çok büyük olduğu için, mümkünse zekâtlarınızı bu ayda vermeye çalışın! Çünkü bu ay çıktıktan sonra verseniz alacağınız sevaptan, bu ayda verdiğiniz zaman alacağınız sevap, hadis-i şeriflere göre yetmiş kat daha fazla... Hayrât ü hasenâtınızı, ibadet ve taatinizi iyice arttırın! Çünkü bu ayda bereket var, her şey kat kat fazla veriliyor.

Bir de bayram günü müslümanların vacib olan fitreleri vardır. Fakirlere fitre sadakasını vermesi gerekiyor. Onu da önceden verebilirler. Çünkü tam bayram namazı telâşı içinde, asıl fakiri bulup da gönlünün huzuru ile, tamam buna vereyim diye verecek insan bulmakta güçlük çekilebilir. Onu da bir kaç gün önceden vermenizi hatırlatmak istiyorum.

 

Önümüzdeki cumaya kadarki haftayı şöyle göz önüne getirecek olursak, sevgili dinleyiciler, bu hafta içinde üç önemli zaman var, gün ve gece var:

Birisi pazarı pazartesiye bağlayan gece, Kadir gecesi olarak değerlendireceğimiz, ibadet edeceğimiz gece...

İkincisi bayramın arefesi akşamı, yâni ertesi gün bayram olacak gece... Bu da sevabı çok fazla olan gecelerden birisidir. Peygamber Efendimiz beş gün sayıyor. Bir yıl içinde ihya edilmesi çok sevaplı olan beş günden birisi, bayram gecesi... Onun için onu da unutmayalım.

Artık ramazan bitti, ertesi gün bayram, teravih de yok diye insanlar gaflete düşebilirler ve o geceyi ihya etmeyebilirler. Bir önceki gecede terâvih var, sahur var kalkıyor. O gün teravih de yok, sahur da yok diye uyuyup kalmasınlar. Gafletle vakit geçirmesinler. Bayram gecesini, yâni arefeyi bayrama bağlayan geceyi güzel değerlendirsinler diye de onu hatırlatmak istiyorum. Önemli bir şey...

 

Tabii bir de bayram günü var. Müslümanlar için iki büyük bayram var. Birisi oruçtan sonra Ramazanın bayramı, birisi de kurbanın bayramı, o iki ay on gün sonra olacak. Bugünlerde bizde bir taraftan Kadir gecesi, bayram yaklaşıyor diye biraz sevinç var. Ama bir taraftan da Ramazan gidiyor diye, bir mahzunluk insanın içine çöküyor.

Onbir ayın sultanı, sevapların bu kadar çok olduğu ay, bizim halimizi bir hayli değiştirmişti. Ne güzel oruç tutuyorduk, teravihlere camiye gidiyorduk, cemaate devam ediyorduk. Ne güzel Kur'an-ı Kerim'i çok okuyorduk. Sabah kalkıyorduk, teheccüd namazı kılıyorduk. Sabah namazlarını camide kılıyorduk... Ondan ayrılmanın tabii biraz da burukluğu var.

Allah-u Teàlâ Hazretleri nice nice Ramazanlara sıhhat afiyetle ulaştırsın. Sıhhat afiyetle Ramazanları ihyâ etmeyi nasib eylesin...

 

b. Kadir Gecesinin Fazileti

 

Önümüzdeki günlerin en mühim olayı Kadir gecesi olduğu için onun hakkında biraz bilgi vereyim. Kadir gecesi Ramazanın içinde bir gece ama, Ebû Hüreyre RA'den Ahmed ibn-i Hanbel ve Neseî'nin rivâyet ettiğine göre Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

 

RE. 10/1 (Ve fihi leyletün hiye hayrun min elfi şehrin men hurime hayrahâ fekad hurime) "Ramazanın içinde bir gece var, o bin aydan daha hayırlıdır. Çok mübarek bir gece. Bunun hayrını yakalayamayan, hayrından mahrum kılınan, bunu kaçıran, bunu değerlendiremeyen, kadrini kıymetini bilmeyen, veya o geceye yakışıksız tavırda o geceyi geçirmiş olan, hakikaten büyük mahrûmiyete uğramıştır." buyuruyor.

Bu hangi gün?.. Tabii bu hususta çeşitli rivâyetler var. Hadis rivâyetleri de var, alimlerin çeşitli kanaatleri de var. Ramazanın içinde Kadir gecesi var ama, hangi gün olduğu belli değil... Ebû Hüreyre RA'den Ahmed ibn-i Hanbel (Rh.A)'in rivâyet ettiği bir hadis-i şerifi, kuvvetli rivâyet olarak nakledeyim burada:

 

RE. 368/3 (Leyletül-kadri leyletü sâbiatün tâsiatün ve işrîne) buyuruyor Efendimiz bu hadis-i şerife göre: "Kadir gecesi son on günün yirmiyedi veya yirmidokuzundadır." diye iki ihtimalli söylemiş burada da Peygamber Efendimiz.

Tabii bu Kadir gecesinin, seneden seneye Ramazanın bazı günlerine kaydığı, değiştiği de rivâyet edilir. Meselâ: "Bedir Harbi'nin olduğu onyedi Ramazandı, Kadir gecesi o zamandı." diye rivâyetler var. Hatta bazıları: "Senenin içinde muhtelif günlere kayabilir." diye de bildiriyorlar. Ama tabii kuvvetli bir rivâyet olarak yirmiyedisinde kutlayacağız ve ihyâ etmeye çalışacağız. Yirmidokuzu da zaten benim demin dediğim arefe gecesine rastlıyor. Bu hadis-i şerifte bildirilen iki geceyi de size böylece söylemiş oluyorum.

Peygamber Efendimiz hadis-i şerifin devamında buyuruyor ki: (İnnel-melâikete tilke devlete fil-ardı ekseru min adedil-hasâ) "Bu gece yer yüzünde melekler çakılların sayısından, çakıl taşcıklarının sayısından daha çoktur." Yâni pek çok melek etrafı kaplayacak, yer yüzüne inecek. Her taraf melek dolacak kadir gecesinde... Zaten:

 

(Tenezzelül-melâiketi ver-rûhu fîhâ biizni rabbihim) diye Kadir Sûresi'nden de meleklerin indiğini biliyoruz ama, yeryüzündeki çakıl taşcıkları sayısı kadar çok olduğunu, ondan daha çok olduğunu Efendimiz bildiriyor. Demek ki, yeryüzünün meleklerle dolduğu güzel bir günü ihyâ etmeye çalışalım!

 

c. Kadir Gecesinin İhyâsı

 

Tabii Kadir gecesini ihyâ etmenin, yakalamanın en akıllıca şekli, i'tikâfa girmek, ramazanın son on gününü camide geçirmek, geceleri uyumamak, ibadet etmek, ibadet sevabını kazanıp, ibadetle meşgul olup kadir gecesine böylece rastlamış olmak... Hangi gün olduğunu bilmese bile, en akıllıca olan davranış budur. Peygamber Efendimiz bütün ömrünce, yâni peygamber olduktan sonra her Ramazan on gün i'tikâf etmiş. En son yılda yirmi gün i'tikâf etmiş. Yâni başka günlerde yaptığının iki misli olmuş oluyor.

Biz de bu geceyi ihyâ etmeye gayret edelim. Gecenin ihyâ edilmesi için tecrübelerime dayanarak bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum:

1. Geceleyin uykusuz geçirileceği için, çok ibadet edileceği için, gündüz bir miktar uyunursa geceye takviye olur. Onun için Kadir gecesi olmadan önceki gündüzde, şöyle kendimizi ibadete daha iyi hazırlamak için uyumanızı tavsiye ederim; bu bir...

 

2. Kadir gecesinde, "Radyo, televizyon seyredeceğim, evde takip edeceğim." filân diye düşünmeyin, mutlaka bir camide olun! Çünkü camide olmak ile evde olmak arasında çok büyük farklar var... Camide kılınan namaz, evde kılınan namazdan yirmiyedi kat daha sevaplı, eğer mescid ise... Cuma namazı kılınan büyük cami ise, elli kat sevaplı... Bir de camiye giderken, gelirken attığı her adımdan insanın bir günahı affoluyor, bir hasene kazanıyor, bir derece de terfi ediyor, rütbesi yükseliyor.

Onun için kadir gecesinde dikkat etmeniz gereken şeylerden birisi yatsı namazında mutlaka camide olacaksınız. Sabah namazında da mutlaka camide olacaksınız. Çünkü: "Sabah ve yatsı namazlarını camide kılarak, cemaatle edâ ederek geceyi geçiren kimse, bütün geceyi ihyâ etmiş olur." diye hadis-i şerif var. Onu kaçırmamak lâzım!

Yâni şöyle olabiliyor bazen: Kadir gecesini ihyâ edeceğim diye uykusuz kaldığı için sahur olur olmaz yemeğini yiyor. Ondan sonra da evinde namazı kılıp yatıyor. Bu yanlış... Sabah namazını camide kılmaya dikkat edin, Kadir gecesinde ve her zaman... Ama Kadir gecesinde özellikle bunu kaçırmamaya dikkat edin! Yatsı namazı ve sabah namazı camide olacak. Ondan sonraki zamanınızın bir kısmı camide olabilir, bir kısmı evinizde, kendi özel mekânınızda ibadet etmek tarzında olabilir.

 

Kadir gecesinin zamanı nedir?..

 

(Hiye hattâ matlail-fecr) "Tan yeri atıncaya kadardır, yâni imsak zamanına kadardır, orucun başladığı zamana kadardır." Güneş doğuncaya kadar değil, tan yeri atıncaya kadar.

Oruca ne zaman başlıyorsunuz? Sofradan kalkıp. "Niyet ettim oruca" dediğiniz zaman... İşte o zamana kadardır. Meleklerin gelmesi, Kadir gecesinin mükâfatı vs. işte o zamana kadarki gecedir. Onun için o geceyi ibadetle, zikirle, "Lâ ilâhe illallah" diyerek, salât ü selâm getirerek, "Estağfirullah" diyerek, tevbe ederek, namazlar kılarak, tesbih namazı kılarak, Kur'an-ı Kerim okuyarak güzel geçirmeye, ihyâ etmeye gayret edin!.. Çoluk çocuğunuzu da ona göre hazırlayın!

 

Kadir gecesini ihyâ ederse bir insan, ne olur?.. Bu hususta da Ahmed ibn-i Hanbel, İmam Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî ve Müslim; yâni Sıhhah-ı sittenin beş tanesi ve Ahmed ibn-i Hanbel'in rivâyet ettiği sahih bir hadis-i şerif var. Peygamber SAS buyurmuş ki:

 

RE. 436/11 (Men kàme leyletel-kadri îmânen vehtisâben gufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî.) "Kim Kadir gecesinde kalkarsa, imanla, inanarak, (vehtisâben) sevabını hesab ederek, Allah bana sevap verecek, mükâfat verecek diye heveslenerek, aşk ile, şevk ile Kadir gecesine kalkarsa; (gufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî) o zamana, o vakte kadar ömründe işlemiş olduğu günahları afv ü mağfiret olunur." diye Peygamber Efendimiz buyuruyor.

Burdaki kàme leyletel-kadri'den maksat, kàme kalmak, ayağa kalkmak demek ama bu niçin kalkmak oluyor geceleyin?.. Namaz kılmak için kalkmak oluyor. Kadir gecesine kalkar, çok namaz kılarak, kaza namazı, nafile namaz, teheccüd namazı... Çok namaz kılarak ihyâ ederse mânâsına geliyor.

 

d. Kadir Gecesinde Dua

 

Tabii insan bazen namaz kılar, bazen dinlenir, bazen secde eder. Peygamber SAS Efendimiz bazen bir secde ederdi, yarı geceye kadar; bir secde ederdi, sabaha kadar... Secdede duada bulunurdu. Çünkü kulun Mevlâsına en yakın olduğu zaman, secde halidir. Onun için siz de dualarınızı secdede yapabilirsiniz. Yâni namazın dışında da seccadenizde secdeye yatarsınız, tesbih çeker, sübhanallah der ve Allah'tan neler isteyecekseniz istersiniz.

Neler istenir?.. Şimdi onun üzerinde biraz fikirlerimi söyleyim. İnsanın kendisi için dua etmesi hakkıdır ve meşrûdur, güzeldir. Elbette kendisi için neler isteyecekse isteyecek. Ahireti için de isteyebilir, dünyası için de isteyebilir. Sırf ahireti için isteme mecburiyeti de yoktur. Dünyalık şeyi de: "Yâ Rabbî, maaşıma zam gelsin... Yâ Rabbî, kiradan kurtulayım, ev bark sahibi olayım... Yâ Rabbî, borcumu ödeyeyim..." diye, kendi özel dünyevî işleri de duada söyleyebilir.

 

Ama duanın kabul olması için şekli nasıldır?.. Allah'a hamd ü senâlar edip, Peygamber Efendimiz'e salât ü selâmlar edip, böyle güzel başlar da, yine salât ü selâmla bitirirse; iki salât ü selâm arasında dua makbul olur. Onun için, Peygamber Efendimiz'e salât ü selâm getirerek dua yapmaya gayret etmek lâzım!

Tabii günah konusunda dua edilmez: "Yâ Rabbî falanca rakibim kahrolsun, boynu devrilsin... vs." filân gibi günaha dua etmek, Allah'ın gazabını çeker. Güzel şeyler istemek lâzım! Kendisi için ve başkaları için... İnsan düşmanlarının da iyiliğini istemeli: "Yâ Rabbî o iyi insan olsun, senin sevdiğin kul hâline dönsün... O kötülükten kurtulsun..." diye onun da hayrını, selâhını istemeli.

 

Peygamber SAS Efendimiz'e eza cefa, işkence, tecavüz, üzücü muamele yaptıkları zaman; hem sahabe-i kirama yaptıklarında, hem Peygamber Efendimiz'e yaptıklarında, ashabdan bazıları dediler ki:

"--Yâ Rasûlallah, beddua et şunlara!.. Allah senin duanı kabul eder, lânetini geri çevirmez. Lânet et de şunlar kahrolsunlar, mahvolsunlar, yer yüzünden silinsinler..." diye istediler.

Peygamber Efendimiz dedi ki:

"--Hayır! Ben lânet peygamberi olarak gönderilmedim, rahmet peygamberi olarak gönderildim."

Kendisine tecavüz eden, taş atan, dişini kıran, alnını yaralayan, ayağını yaralayan kimselere: "Yâ Rabbî sen bunları affet! Çünkü bunlar bilmiyorlar işin mahiyetini..." diye onların iyiliğini isteyerek dua etti. Meselâ Taif'e gittiği zaman çok kötü karşılamışlardı. "Yâ Rabbî, bunlar bunu bilmediklerinden yapıyorlar. Aman bana böyle muamele yaptıkları için onlara gazap etme!" diye onların, Allah'ın gazabına, kahrına, felâkete uğramamaları için de ayrıca dua etti.

Hakikaten de o muameleleri yapan kimselerin çocukları, sonradan İslâm'a geldiler. Hatta kendileri İslâm'a geldiler. Gelenler geldi, nasibini aldı, iyi insanlar oldu. Kahrolsaydı bütün şehir, hepsi kahrolacaklardı. Ama Peygamber Efendimiz rahmet peygamberi... (Nebiyyür-rahmeh, nebiyyüt-tevbe, nebiyyüş-şefaah) Rahmet peygamberi, tevbe peygamberi, şefaat peygamberi... Şefaat ediyor. Günahkârların cehenneme düşmemesi için de şefaat edecek.

 

RE. 306/3 (Şefaatî liehlil-kebâiri min ümmetî.) diye hadis-i şerif var: "Ben günahkâr kimselere de acıyıp, onları da Allah affetsin diye, cehennemden kurtulmaları için dua edeceğim." diye müjdesi var.

Tabii bu; günahı yapın, Rasûlüllah nasıl olsa size şefaat edecek mânâsına alınmamalı... Allah-u Teàlâ Hazretleri bazı kimselerin suçu büyük olursa, onlara şefaat etmeye de izin vermez. Meselâ İbrahim AS, babası --veya babalığı-- müşrik olduğu, put yaptığı için ona:

 

(Vağfir liebî) "Babamı af ü mağfiret eyle!" diye dua etti ama, müşriklere dua edilmeyeceği âyet-i kerîmeyle bildirildi. Söz vermiş olduğu için onu öyle yaptı, belki yola gelir diye...

Nuh AS oğlu için şefaat, rahmet diler gibi oldu. Allah-u Teàlâ Hazretleri: "Bilmediğin şeyleri isteme, öyle deme!" diye ayet-i kerimede böyle bildiriliyor.

 

Demek ki, kötülerin de iyi olmasını isteyeceğiz. Herkesin iyiliğini isteyeceğiz. Kendimize de dua edeceğiz. Sevdiklerimize, yakınlarımıza da dua edeceğiz.

Sevdiklerimizin başında annemiz-babamız gelir. Hayatta olsunlar veya ahirete irtihal etmiş olsunlar, anne ve babayı duadan unutan, ihmâl eden evlât iflâh olmaz. Anne ve babanıza dua edin! Annenizin, babanızın rızasını kazanmaya gayret edin! Bazı evlâtlar oluyor, çeşitli sebeplerden, mirastan, ve sâireden, "Annem, babam haksızlık etti, eşit davranmadı..." gibi kanaatlerle annesiyle, babasıyla darılabiliyorlar, küsüyorlar, bağları kopartıyorlar.

Bunlar çok yanlıştır. Onlar öyle bir şey yapmış olsa bile, yanlıştır. Yine evlât, evlâtlığını yapmalı, annesinin, babasının gönlünü hoş edecek, duasını alacak şekilde davranmalı!.. "Annesinin babasının sağlığına yetişip, onlarla sağlığında karşılaşıp da, onların duasıyla cenneti kazanamayana yazıklar olsun, burnu yerde sürter." diye bedduası var Peygamber Efendimiz'in. Onun için Kadir gecesi dularınızda, anne-babanızı duadan unutmayın!

 

Bir insan müslüman kardeşine dua edince, en çabuk şekilde, süratli şekilde duasına icâbet olur. Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin en süratle kabul ettiği dua, müslümanın müslüman kardeşine onun gıyabından yaptığı duadır.

Bütün müslümanlar için, bütün kardeşleriniz için, dostlarınız, yakınlarınız, ihvanınız, ahbabınız için dua edin!.. Özel bölüm ayırın duanızın içine; kendinizden ayrı, anne-babanızdan ayrı, ihvanınız, kardeşleriniz, dostlarınız, sevgili, yakın, samîmî arkadaşlarınız için, onların meselelerinin çözümlenmesi için, Allah'ın onlara lütfetmesi için özel dua edin!.. Çünkü en süratle kabul olan dualardan birisidir.

Bir de mazlumun duası çok çabuk kabul oluyor, biliyorsunuz. Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin kahrı zalimin tepesine hemen iniyor. Onun için zulmetmekten sakınmak lâzım! Çünkü mazlumun ahını aldı mı, insanın başı derde giriyor. Zulümden şiddetle kaçınmak gerekiyor.

 

Kendimize dua edeceğiz. Çoluk çocuğumuza edebiliriz, dünyamıza edebiliriz, ahiretimize dua edebiliriz. Ümmet-i Muhammed'e dua edeceğiz. Çünkü duaların en hayırlısı ümmet-i Muhammed'e umûmî olarak rahmet istemektir. Bir insan:

 

(Allahümmağfir lil-mü'minîne vel-mü'minât) "Müslüman erkeklere, kadınlara, hepsine yâ Rabbî, mağfiret eyle!" diye dua ederse, onların sayısınca ecir ve sevap alır. Müslümanları unutmamak lâzım!

 

Ben Avustralya'ya gelmeden önce bu sefer iki defa Cakarta'da, yâni Endonezya'da bir müddet kaldım. Endonezya önemli bir ülke... Dünyanın nüfus bakımından müslümanı en çok olan, en büyük islâm ülkesi... 200 milyon müslüman var. İçinde bir miktar gayr-i müslimler var, hindular var, hiristiyanlar var ama, büyük bir kalabalık İslâm ülkesi... Fakat çok sefil, çok perişan, pejmürde mahalleleri var, acınacak durumları var...

Dünyanın başka görmediğimiz yerleri olabilir. Meselâ ben Bangladeş'e gitmedim. Orada da çok sıkıntı olduğu, Hindistan'da, Pakistan'da fakirliğin çok olduğunu biliyoruz. Afrika'da, Somali'de, Orta Afrika'da, Çad'da, Moritanya'da, Batı Afrika'da çok sıkıntılı hayat süren, kuraklıkta, yoksullukta eza cefa çeken müslümanlar var. Onlara hem maddeten yardımcı olmaya çalışmak lâzım, hem de duada onları unutmamak lâzım! Ümmet-i Muhammed'i dualarda yâd etmek lâzım!..

"Ümmet-i Muhammed'e Allah hayırlı idareciler ihsân etsin!.. Onlara hizmet eden, onları kalkındıran, onları maddeten ve mânen rahatlatan, dinlerini güzel yaşamalarına yardımcı olan, hayırlı, Allah'tan korkan, müttekî, salih idareciler nasib etsin... Sömürücüleri, zalimleri başlarından def etsin... Onların kötülüğünü isteyen, aleyhinde çalışanlara fırsat vermesin!.." diye ümmet-i Muhammed'in hayatta olanlarına dua etmek lâzım!

Geçmiş selef-i sâlihîne, cihad etmiş, kitap yazmış ulemâ, mücahidler, hayrât ü hasenât sahibi gayretli insanlara da dualar etmek lâzım!..

 

Böylece insan başkalarına dua ettiği zaman ne oluyor, niçin bunları söylüyoruz?.. Sizin dularınız kabul oluyor. Yâni bir insan bir başkası için, hasbî olarak böyle dua ederse, o zaman başucundaki bir melek, (Âmin ve leke mislühû) "Âmin, ona istediğin şeyi Allah sana da versin!" diye dua eder ve meleklerin duası da makbul duadır. Çünkü melekler, Allah'a dua ettiği zaman duası kabul olacak mahluklarıdır.

Bunları onun için söylüyorum, yâni Kadir gecesinde dualarınız müstecâb olsun diye söylüyorum. Yâni başkasının iyiliğini istediğiniz zaman, ümmet-i Muhammed'in iyiliğini istediğiniz zaman, sonuçta siz de fayda sağlayacaksınız.

 

Nice nice yıllar Kadir gecesine erişmeyi, hüsn-ü hatimeler ile, ömrünüzün iman-ı kâmil ile sona ermesini, ahirete iman-ı kâmil ile göçmeyi, Allah'ın azabından emin olup, uzak olup, cehennemden azad olmuş bir kul olarak cennete girmeyi istersiniz. Çoluk çocuğunuz için dua edersiniz...

Tabii anne-baba vs. dedik. İnsanın hocası, insanın mürşidi, annesinden, babasından önde gelir; çünkü Peygamber vekilidir. O bakımdan onlara da, onlara bağlı olan kimselerin hayır dua etmesi lâzım!.. Onların da kendilerine bağlı kimselere dua etmesi lâzım! Böylece iki taraf da istifade eder.

 

Allah-u Teàlâ Hazretleri Ramazandan istifade ederek Ramazanı bitirmeyi, Ramazanın feyzinden, bereketinden, nimetlerinden, mükâfatlarından, rahmetinden, mağfiretinden hisseyâb ve feyizyâb olmayı hepinize nasib eylesin...

Ramazandan sonra da, Ramazanda kazandığımız güzel ahlâkı, alışkanlıkları, âdetleri, cemaate devam etmek, oruç tutmak ve Kur'an okumak, hayır hasenat yapmak gibi güzel duyguları söndürmeden, öldürmeden, karartmadan devam ettirmeyi nasib eylesin...

Ramazandan sonra da altı gün Şevval orucunu tutarsa bir insan, o zaman bütün seneyi oruçlu tutmuş gibi olur. Ramazanı Allah'ın istediği vech ile, güzelce, şartlarına uygun, oruçla geçiren kimsenin, geçmiş Ramazanla aradaki bütün günahları afv ü mağfiret olur. Onun için Ramazana çok dikkat etmenizi, Ramazanın bu son on gününde, çok daha büyük gayrete gelmenizi tekrar hatırlatıyorum.

Allah hem dünyada, hem ahirette büyük mükâfatlara erdirip, sevindirsin... Cennetiyle, cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin... Gönüllerinizdeki muratlarınızı, dileklerinizi, isteklerinizi ihsân eylesin... Sizi sevindirsin, şâd eylesin... Her şey gönlünüzce olsun, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!..

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

 

23. 01. 1998 - Sidney / AVUSTRALYA

« Önceki ::